Aslında her hayat yarım kalırdı ona göre, ama en etkiliyeci yarım kalmak yaşarken olandı…

Yaşadığı günden beri hayatını iki kademe olarak algılıyordu uzun zamandır. Kendini bildiği ve çevresini kurguladığı zaman, hayatının ikinci evresi olarak tanımladığı dönemin başlangı olmuştu dünyasında. Daha öncesi; hep olması gereken yerlerde geçirdiği mekanların içine, yine aynı mekanda olması gereken insanların oluşturduğu kişilerle bir arada oluşturduğu topluluklar üzerine kurguluydu.

Hayatın elinde kendine bağlanmış olan ipleri daha bir gerginleştirmek ve hükmetmeye başlamak olarak tanımladığı ikinci evresi, mecburi duruşu ile daha bir belirgin ve çizgileri daha keskin hatlar oluşturmuştu. Nefesinin son damlasına kadar nasıl gideceğini bilmediği dünyasında herşeyin yarım kalması ürkütücü geliyordu. Hayatının ikinci evresi olarak tanımladığı bu dönemde çok önemli öğretilerde edinmişti. “Heryerdeyseniz, birileri için hiçbiryerde değilsinizdir”. Bu öğreti hayatında birçok şeyi yarım bırakma, yarım yaşama ve her yere yetişebilme gayretinden kaynaklanan geç kalma ve o anda olamama veya olsanda göz dolduramama gerçekliği ile birebir örtüşüyordu.

Hayatı her ne kadar yarım yaşadığına, yarım bıraktığına ve bir orada bir burada olmanın verdiği tam olamama duygusu ile sarmalanmış olsa dahi nefes alıyor olmanın bilincini, nefes alabiliyor olmanın düşüncesini tam olarak yaşatıyordu ruhunda. Evet, belkide hayatta tek yapabildiği tam eylemi buydu. Nefes alabiliyor olmak… Bu bilinçle bazen uzun uzun oksijeni ciğerlerine dolduruyor, gergin tuttuğu ipi hafifçe salıyor ve sessiz, sessiz düşüncelere dalıyordu. Şimdi aklındaydı artık bu tam yapabildiği şeye karşı şükredebilmesi gerektiğinin… Eğer nefes alabilmesine karşı şükrünü tam olarak ifa edebilirse bütün yarımlar tam olurdu…

Belki sırf bu uğurda yarım bırakmadığı bir ömrü yada yarım kalmasını arzu etmediği tüm işleride tam’a ererdi…

Kim bilir!