Merhaba;

Türkçe konuşan ve anlaşmaya çalışan biz Türklerin maalesef Türkçeye olan duruşunun anlatıldığı küçük bir hikaye ile karşılaştım.. İşin açıkçası ilk başta çok komik gözüken bir hikaye gibi duruyor ama bu durum biraz bizi ve geçmişimizi özetlerken gelecek ile ilgili endişe uyandırıcı kaygılara ayna tutuyor..

Gülebiliriz elbette ..

Ancak dilimizi kaybetmemek adına gülerken aynı zamanda düşünmemiz dileğiyle..

Dilimiz, benliğimizdir…

~~~~~~~~~~**~~~~~~~~~~

İlkokulda, matematik dersinde öğretmen üçgenin alanını, cocuklara
şu şekilde öğretmiş:

Bir üçkenarlının alanı, yatayımı ile diklesiminin vuruşumunun, ikiye bölümüdür. Çocuk bunu güzelce ezberlemiş.

Akşam babası evde sormuş:
- Bu gün okulda ne öğrendiniz?
- Matematik dersinde, bir üçkenarlının alanını öğrendik babacığım.
- Ya öyle mi, peki nasıl öğrendiniz?
- Bir üçkenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun,ikiye bölümüdür.
- Yavrum, yanlıs öğretmişler size. Doğrusu : Bir üçgenin alanı,
tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.
O sırada, bir yandan gazetesini okuyan, bir yandan da torunuyla
oğlunun konusmasını dinleyen dede, dayanamayıp söze girmiş :

- İkinizin de tanımı yanlış! Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi,
kaidesiyle irtifaının hasıl-ı darpının nısfına müsavidir.