SERLİ SIRLI ATEŞ
07
Aralık
Çocuk bağırdı annesinin arkasından. Annesi duymadı. Karşıya geçemedi çocuk. Annesinin arkası dönüktü; göremedi çocuğunun karşıya geçemediğini. Çocuk kimsesiz kalakaldı yolun karşısında. Anne kendi halinde tuttu evinin yolunu. Evine doğru attığı her adımda daha bir unuttu çocuğunun varlığını. Çocuk büyümek zorunda kaldı. Başka türlü baş edemeyecekti hayatla, en azından küçükken öyle sandı. Birebirliği, kendiliği, yap-lı-yalnızlığıyla baş edebilmek için annesiz büyüdü yolun karşı kıyısında…Anne evine adadı kendini; hiç hissetmedi bir çocuğun eksikliğini. Evindekiler hatırlatmadı ona, kişinin yap-a-yalnızlığını. Önünde çiçeklerin sıralı olduğu balkondan karşılara bakarken bile görmedi annesizliğin birebir tükettiği dışarıdaki çocukları. Bir çocuğu olduğunu kesin bir hisle unutmuştu artık. Artık bilmiyordu. Annelik dürtüsü bitti. Balkon önü, saksı içi çiçekler öldü. Öldüklerini görmedi. Anne ANNE ismini yitirdi. Genç kızlık adını aldı yeniden. Evdekiler ona Serli demeye başladılar. Onları duydu ama farkı duymadı. Genç kız Serli yaşamaya devam etti.
Çocuk büyüdü ;herkes ona Ateş demeye başladı. Çocuk çok şaşırdı isminin kendine hiç yabancı gelmeyişine. Ama biran önce sıyrılıp bu şaşkınlıktan, akan suyun hızına, şaşkınlıkların aptallık olduğu inancına, insanların yalnızlık zorunluluğuna kaptırdı kendini. Her bulduğunu yedi ;her suyu içti. Her köşe başı binayı adres bildi. Bina içlerinde bir yerlerde evlerin olduğunu bilemedi; hayal bile edemedi. Hiç görmediği şeyleri hayal edemiyordu ki. Kaldırım kenarlarındaki taşları sayarak kazanmaya başladı, ne olduğunu bilmediği ama hayat dedikleri şeyi. Kaç eksik kaldırım taşı varsa o kadar seviniyordu, sayıları sattığı kişiler. Daha çok kazandırıyorlardı ona hayatı. Bunu gördükçe Ateş, kaldırım taşlarını gizliden gizliye sökmeye başladı. Eksik kaldırım taşları seslerini çıkarmadılar; sayıları satın alanlar hiç şaşırmadılar. Ama yüzlerde utancın yırtık gülümsemeleri dolaştı. Ateş gittikçe hak etti adını. Ateş büyüdüğünü hissetti. Çünkü artık yolu yordamı öğrenmişti. Ateş bir zamanlar bir çocuk olduğunu bile unuttu. Her çocuğun bir annesi olduğunu. ÇOCUK un ANNE diye bir annesi…
Zaman geçti Ateş sığdıramaz oldu sökük kaldırım taşlarının kırgınlığını köşe başlarına. Ne yapacağını bilmez oldu. Köşe başları bir araya gelip uzun geçitsiz caddeler olmaya başladılar. Çözümsüz kaldıkça, sokaklara yenilir gibi oldukça, büyüklüğünden yitirdiğini hissetti Ateş. İşte o zaman, kendine yetemediğini hissettiğinde, sokak sokak aramaya başladı ne, kim, nasıl olduğunu bilmediği; bilmediği için de hayal bile edemediği gücü.
Güç bir evde saklanıyordu. Adı sırdı. Ergenlik çağından kurtulma telaşında, ne olduğunu sorgulama yarışında… İçinden bir geçmiş geçiyordu. Ama hatırlamıyordu nerde yaşamış olabileceğini o geçmişi. Sırrını bilmediği telaşlarla, sesini duymadığı ama -köşe başlarından geçerken- hayal ettiği satıcılarla geçiriyordu pencere önlerini. Sırlı’ nın hiç görmediği, bilmediği şeyleri hayal edebilme yeteneği vardı. Belki de daha önceden görmüştü; ama bilmiyordu, hatırlamıyordu ki… Telaşlar üst üste binip, eve duvara sığmaz olunca sokaklara dar attı kendini Sırlı. Ne aradığını bilmeden ama mutlaka araması gerektiğini bilerek. Sokaklar tam tahmin ettiği gibiydi. Yollar, binalar, köşe başları hep bildiği gibi… Değişen bir şey yoktu gerçekten. Ama insanları tanımıyordu. Yüzler yabancı, yüzler sessiz, gülümsemeler silik… adı yoktu insanların; yerleri yurtları, iki oda bir göz evleri yoktu. Hep aynı güzergahta dolanıp duruyordu; aynı yerlerden geçtiğinin farkında olmayan, kendini unutmuşlar…. Kişilik kaosları koca dünyanın kaosunda erimiş ,ölüp ölüp dirilen ruhlara gebe canlar… Evdeki yitikliğinden ötesiyle karşılaşınca, Sırlı yeni birşeyler keşfettiğini sandı. Ergenliği attığını, kendini tanıdığını… Adının kendine yakıştığını… Oysa yitikliğin nasıl yok olacağını hala bilmiyordu. Evden çıktığı kadar alık , evden toz olduğu anki kadar yavandı.
Çok sürmedi kaldırım taşlarındaki eksikliği hissetmesi. Yürüdükçe yolları, atladıkça merdivenleri ikişer üçer içine yerleşen sızıyı bundan sandı. İçindeki eksiklik taşları yerlerine dizmesi gerektiğini öğretti. Taşları arayıp bulması gerektiğini… Ama ya taşları nerde arayıp bulması gerektiği? Çözümsüz kaldıkça, kendine yetemediğini gördükçe tüketmeye başladı ergenliğin sırlarından kendini yeni kurtarmış benliğini. Kendiliğini. Evdekileri özledi, ona seslenecek sesleri. Aradığı taşlar mı, kaybolmuş insanlar mı bilemedi. Bilemedikçe üşüdü. Üşüdükçe aradığı sıcaklık oldu. Aradığının kor bir ateş olduğunu anladı. Bulmak isteğiyle yandı; bulmak için köşe başlarına uğradı. Her köşe başında, aradığı kaldırım taşlarına rastladı. Topladı önüne çıkan tüm sevinç içindeki kaldırım taşlarını. Yerli yerine koydu taşları ama hiç dinmedi içinde devasallaşmış yanık sızıları.
Ateş, köşe başlarından uzak sokak aralarında ararken gücü, kaldırım taşlarının yerlerinde olduğunu gördü. Eksik kaldırım taşlarını saymaya alışkın dili düğümlendi. Şaşırmak aptallığına düştü; ne olduğunu bilemedi. Bir şeyini ararken -gücü sahiplenmişti artık- bir şeyini yitirmenin ağırlığını soludu. Tükenmişliğin, yitmişliğin son durağında olduğunu sanışına güldü. Küçüklüğüne, fark etmedi ama çocukluğuna… Ötenin de ötesi vardı çünkü. Fark etmedi ama öğrendi. Kendine yeter; büyüklüğüne yaraşır bir ateş oldu. Evi bildiği köşe başlarına dönme cesaretini gösterdi. Taşları bağrından kopmuş, eksik, içinde sesler dolu evler taşıyan köşe başlarına dönme cesaretini.
Geldiğini haber alan köşe başları ürperdi.
Güç, ateşle karşılaşırsa yitirir miydi şehir kendini?
Köşe başları yer değiştirdiler. Ateş’ in köşe başlarından uzak köşelere, Sırlı’ nın aradığı kaybolmuş insanlar yerleştirildi. Sırlı, sararmış sızılarını dindirmek için kaybolmuş insanları, bulunmuş insanlara çevirdi. Sevinçler anlık, gülümsemeler donuk kaldı. Sızısı gücünden aldı Sırlı’ nın. Sırlı, güçsüz ve üşür vaziyette kaldı onun olmayan, kimsenin olmayan, kişiliğini kaybetmiş, düzenbaz köşe başlarında.
Köşe başları utanmadılar yaptıklarından. ‘Olduğu olacağı buydu.’ deme yeteneğinde bulundular. Olduğu olacağı, bir kış ortası, anca bu muydu? Anca…?
Toplam Okunma: 2064 | Bugünkü Okunma: 2 | En Son Okunma: 28.08.2008 - 10:10

1. özge | Mayıs 23rd, 2007 at 13.23
bu yazıdan çok etkilendim.hayat bu kadar basitmi? hayattan bu kadar sıyrılıp,karamsarlığa mı büründük?acaba bunun sorumlusu kim?