Bu sene bizim Almanlar, wandertag icin Radebeul’u secti.  Öyle ki Radebeul, Dresden yakinlarinda bir kücük sehir ama 200’ün üzerinde Alman milyonerinin yasadigi bir yer ayni zamanda.  Bahceli evleri, düzgün sokaklari, karsi tepelerindeki üzüm baglariyla: Radebeul.

Sabahleyin erken baslayan yolculugumuzun ilk duragi Radebeul sarapcilik müzesi.  Biraz yüksekce bir tepede kurulu bu müze..Müzenin bahcesinde bir yigin agac var..Bahcenin hemen yaninda ise üzüm baglari..Tepeye dogru uzanan.  Müze ise birkac binadan mütesekkil. Ayrica, halk arasinda cardak tabir edilebilecek yerler de yapmislar müzenin bahcesine.  Serinlemek icin olsa gerek.  Bizim grubun haricinde de gruplar halinde gezmeye gelenler vardi..Müzede calisan görevlilerin gezdirdigi gruplar gezi sonunda cardakta ya da agac altinda dinlenmeyi tercih ediyorlardi.

Ilk girdigimiz bina Dresden krallarinin misafirhanelerinden imis..Öyle ki sehir disindan gelen misafirlerini agirladigi bu binanin üst katinda oldukca ilginc odalar mevcut..Örnegin giris salonunun tavaninda bir yigin yabani hayvan resmi vardi..Ayrica odalardan birisinde ise güzel huylar ve resimleri cizilmisti..Bir diger odada ise bilim disiplinleri ve sembolleri mevcuttu.  Matematik ve astronomi gibi.  Bir baska odada ise latince terimler yazili idi..Daha ilginci ise bir odanin girisindeki terazi resmi ve üzerindeki ‘Gleich und Recht’ yazisi idi..Icimden Türkce’ye ‘Adalet ve Hak’ ya da olsa olsa ‘Esitlik ve Hak’ diye cevrilir diye gecirdim..Galiba Türkiye’nin en cok ihtiyaci olan seylerin basinda geliyor bu kavramlar.

Sarap üretilen ve saklanan yerleri gezerken ise, annemin ve babamin anlattigi bir konu geldi aklima..Hatta kendi doktora hocamla da paylastim bu bilgiyi..Bir dönem bizim köyde saraphane mevcut imis. Ama o dönemlerde bizim köyün adi ise Kiliseköy.  Hocam bu tarz bilgileri duyunca, takilmadan edemedi :  ‘Sarapin anavatani sizin oaralar aslinda..Ama siz icmeyiz diye tutturuyorsunuz’, diye…Diger taraftan, bizim köyde pek de üzüm bagi kalmadi gayri..Komsu köylerde üzüm yetistirenler ise daha cok pekmez üretmeyi yegliyorlar.  Hos pekmezi satmasina satiyorlar Simav halk pazarinda..Ama, cok ciddi bir üretim ise kaliteye nazaran yok isin asli..Insan üzülüyor..Adamlar iki-üc binadan mütesekkil sarapcilik müzesi yaparken..Bizse, pekmez gibi bir kavrami degerlendiremiyoruz.

Yazimi söyle bitirmek istedim..Yenice secimlerden ciktik..Bir yigin vaatler havada ucustu..Yeni vaatleri yerel secimlerde de duyariz..Yaklasik iki sene sonra insaallah…Ama benimkisi yerel secimler icin simdiden hazir.  ‘Sevgili Simavlilar, Aziz Hemsehrilerim, secin belediye baskani beni, actim gitti Simav Pekmezcilik Müzesi’.

Mutlu haftalar, iyi okumalar.

15 Agustos 2007
Dresden…