-I-
Varmak istediğim bambaşka bir şehir. Belki deniz kıyısında belki daha da büyük. Bir okyanusun tam ortasında. Bir kafeye girip bir kahve ısmarlamalıyım kendime ve o kahvenin dumanında bugünü anmalıyım. Sonra başımı kaldırıp “işte burdayım!” çığlığını gülümseyen dudaklarıma bastırmalıyım. Varmış olduğum yer size bambaşka gelen ama benim hep bildiğim  o yer olmalı. Küçük bir kafesinin bile tüm ahşap doğrama ve kaplamalarını üzerlerindeki en küçük çiziğe kadar tarif edebileceğim kadar bildiğim bir yer. Yağmurlu ve kapalı havasında üşütmeyen bir şeyler olmalı. Bir yağmurlukla inilebilmeli sahil kıyısına. Kıyıda olsa olsa en fazla bir yaşlı çift yürüyüşe çıkmış olmalı. Martılar ölü,tekneler yeşil ama uzak,kum taneleri ıslak olmalı.Biliyor musunuz benim varmak istediğim yer sizin çoktandır hayalini kurduğunuz o yer olmamalı. Hayallerinizin üzerine kurmak istemem hayallerimi.


     O yüzden işte, sizin şehirleriniz size, benim ahizesinin karşı tarafında kimseyi bulamadığım telefon kulübeli kafem bana. Ben bir telefon kulübesinden bir şey beklememeyi o şehirde öğrenmiş olmalıyım, kim bilir ne zaman?
     O bilinmeyen zamanda sahildeki yaşlı çiftin ne konuştuğunu da öğrenmişim ben. Çocuklarının yeni yeni düzelmeye başlayan evliliklerini konuşuyorlar. Onca belirsizlik ve kopuşun üstüne bu DÜZELME onları mutlu etmiş.Oysa ben bu şehirde düzensizliği, düzeltilmemesi gerekenleri savunmalıyım; yaklaşıp yanlarına: yara açılmış artık; ip incelmeye başlamış yeni bir düğüm bu şehirde kurtaramaz ilişkileri…dahası bu şehirde kopuk ilişkilerin anne babaları bile yaşamamalı, demeliyim. Ve sonra bir koşu bahçe içindeki dik çatılı ahşap ve mütevazi evlerine koşup- emin olun ki evin içindeki her eşyanın her noktasını sizden iyi biliyorum- birkaç valizi doldurup sahile geri koşturmalıyım. Ellerine tutuşturduğum valizlerle bana şaşkın şaşkın bakmalı ama ne yapmaları gerektiğini de biliyor olmalılar. Daha da önemlisi “neden” yapmaları gerektiğini. Hayalimdeki yerleri bitti artık.Çıkıp gitmeliler.Ve yerlerini her sabah aynı sahilde köpeğiyle koşuya çıkan yalnız bir kadın doktora vermeliler.
     O kadın, o hep bildiği ve artık onun olmasına izin verdiğim eve yerleşmeli.
     Kadının uzun zamandır varmak istediği bambaşka ama bildik bir şehrin kayalıklara yakın yalnız evi olmalı bu ev. Dikkat ediyorum; kadının hayallerinin üzerine kurmamalıyım hayallerimi. Ama sanki o çoktan kurmuş gibi benzeşen hayallerini, farklı sandığım hayallerimin üzerine. Oysa çok dikkat etmeli.
     Çünkü benim varmak istediğim şehir, BAMBAŞKA bir şehir.
                                                                                                           Aralık-2000

 

 

-II-
Şimdi artık o sizin bilmediğiniz evimden çıkıp kayalıklardan sahile inebiliyorum. Sahilde tek başıma kuma oturup denizi seyrediyorum. Düşüncelerimin onun gibi sakinleşip durulacağı anı bekliyorum. Düşünür gibi (yapıyorum) gözüküyorum.Ama aslında yalnızca bekliyorum, yeniden düşüneceğim anı.
     Kafeye uzun zamandır uğramıyorum. Bir kez hava çok bozup evdeki telefon bozulunca annemi aramak için postaneye indim, o kadar. İnsanları görmeyeli çok oldu. Yaşlı çiftlerin hayatlarında bir değişiklik olmadığını sanıyorum. Olsa olsa kasabanın tiyatro grubu  yeni bir oyunun hazırlığına başlamıştır. Gençlerin rolleri değişmiştir. Genç kızı oynayan ,abla ; aşığı oynayan , katil; babayı oynayan, dede olmuştur belki ya ada herkes bir ölü.
     Ciğerlerimde çok sigara içmiş birinin zehri var sanki. Ne kadar çok nefes alsam , ne kadar çok denizi içime çeksem bu zehirden hiç kurtulamayacakmışım gibi.
     -Parmaklarının arasına bir sigara tutuşturmuş bir kız geliyor  gözlerimin önüne.Midem bulanıyor.Zehri birazdan öldürecek kızı….kız, öldü.-
     Hava yine bozacak gibi.Eve dönmeli.Yağmur yağmadan çıkmalı kayalıkları; ya da sırılsıklam  ıslanmalı.
     Sırılsıklam.
     Belki o zaman kurtulurum bu kasaba hayaline yakışmayan o “zehir”den.
            Hiçbirşey göründüğü şey değil.       
                                                                                                                27.02.2001