Çocuk bağırdı annesinin arkasından. Annesi duymadı. Karşıya geçemedi çocuk. Annesinin arkası dönüktü; göremedi çocuğunun karşıya geçemediğini. Çocuk kimsesiz kalakaldı yolun karşısında. Anne kendi halinde tuttu evinin yolunu. Evine doğru attığı her adımda daha bir unuttu çocuğunun varlığını. Çocuk büyümek zorunda kaldı. Başka türlü baş edemeyecekti hayatla, en azından küçükken öyle sandı. Birebirliği, kendiliği, yap-lı-yalnızlığıyla baş edebilmek için annesiz büyüdü yolun karşı kıyısında…Anne evine adadı kendini; hiç hissetmedi bir çocuğun eksikliğini. Evindekiler hatırlatmadı ona, kişinin yap-a-yalnızlığını. Önünde çiçeklerin sıralı olduğu balkondan karşılara bakarken bile görmedi annesizliğin birebir tükettiği dışarıdaki çocukları. Bir çocuğu olduğunu kesin bir hisle unutmuştu artık. Artık bilmiyordu. Annelik dürtüsü bitti. Balkon önü, saksı içi çiçekler öldü. Öldüklerini görmedi. Anne ANNE ismini yitirdi. Genç kızlık adını aldı yeniden. Evdekiler ona Serli demeye başladılar. Onları duydu ama farkı duymadı. Genç kız Serli yaşamaya devam etti.
(more…)