“Günlük” arşivleri

Profesörden Öğrencilerine

22

Kasım

 

Bilgisayarımda sakladığım çok eski yazılardan birini paylaşmak istiyorum bugün..

Düşününce bir profesörün dünyasından yaşamış olduğumuz dünya nasılda gözüküyormuş, şaşırıyor insan..

Düşünmek, düşünmek, düşünmek..

Yada eskilerin söylemiyle,

Tefekkür, tefekkür, tefekkür…

~~~~~~~~~~~~~~~**~~~~~~~~~~~~~~~

ABD’nin Denver EyaletinDe Bir profesörün mezun etmeye hazırladığı öğrencilerine verdiği son dersi anlatıyor.Sizlerle paylaşmak istedim.Aynen şöyle; (more…)


Yeni bir yazar - Birisi…

21

Kasım

 

 

Merhaba;

Gecenin bu saatinde yldz.net okuyucuları için yeni bir yazarın haberini vermek istiyorum. Adı birisi… Aslında kendisi hep buradaydı.. Ama artık düzenli olarak burada bulunması fikrindeyim… Hayırlı olsun..

 

 


Samimiyet

16

Kasım

 

 

Merhaba;

Yazının devamında okuyacağınız mektup, şirket ortamında call center departamanında çalışan bir kişinin samimi bir mektubudur.

İş hayatında verilen destek ve moral, insanlar üzerinde ne kadar etkili olabiliyorun küçük bir numesi…

Samimiyetten nasibini alamamışlara ayrıca bu şekilde başka yönden bakan samimi bir mektup.

Birazcık samimiyet..

Muhabbetle….

(more…)


E-l-v-e-d-a

14

Kasım

 

 

Zamanın zor geçen saatlerine inat, sebebsiz kaçışları özlemişti..

Bir çocuk vardı yüreğinde, ve bir çocuk kalbi gibi hızlı hızlı atıyordu yüreği.. Dur gitme diyemedi… Hızlı hızlı yanından uzaklaşan adımlara, kendinde tek eşlik eden hızlı hızlı atan kalbiydi.. Bir çocuk gibi diye içinden geçirdi..

Son demiydi yaşanan birlikteliğin o akşam.. Kopuşun ilk saatleri, birlikteliğin son demleri.. İlk günden bu akşama kadar gelen zamanın içinde yaşadığı günler bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu.. Yaşanan bu son demde, artık sözler kifayetsiz kalıyor sadece gözler birbirleri ile konuşuyordu..

Bir kabusamı yoksa açık denizlerdeki özgürlüğe mi yelken açıştı bu baş kaldırı.. Sessizdi.. Derinden bir gidiş, bir varolma biçimi, biryerlere ait olabilme şekli..

Kulaklarını tıkamayanlar,gözlerini kısmayanların dünyasına merhaba diyebilmekti amacı..

Kalbi kırık bir halde kopuş gerçekleşmişti. Görülenin aksine kopuş gerçekleşmiş, ama kimse hiçbirşeyin farkında olmadan hayatın hengamesinde yuvarlanmaya devam ediyordu.

Tıpkı bir yaprağın sonbaharda ağaçtan düşer gibi sessiz oluşu gibi olmuştu kopuş.

Elveda demenin zor olduğu saatlerdi. Arkaya dönüp geriye bakmanın ve gözü yaşlı gözlerini göstermenin zor olduğu zamandı..

Serin bir rüzgar esti ıslık çalarcasına.
Islığında bir elvada tınısında …

E-l-v-e-d-a


Seni Sevmek Deli Gibi Yürek İster…

11

Kasım

 

 

Bir haykırış, bir çığlıktı içinden gelen bu ses. Neyeydi, kimeydi, niyeydi bu haykırış. Olur olmaz zamanlarda düşüncelerinin arasından sızan, bazen tiz bazen coşkun kalabalıklardan çıkarcasına bas bir sesle yankılanıyordu kulaklarında “Seni Sevmek Deli Gibi Yürek İster”…

Belli belirsiz renkler örülüydü etrafında. İlk zamanlar görmede oldukça zorlandığı. Ama artık belli belirsiz bir aşamaya gelmiş durumdaydı etrafındaki renkler. Etrafı renk cümbüşü ile mi örülüydü yoksa renk cümbüşü bir yumağa kendimi örülüydü daha netleşmemişti gördükleri. Ama günden güne belirginleşen bir hal vardı bu hengame olarak başlayan rüyalar silsilesi içinde…

(more…)


« Previous PageNext Page »