“Alıntı Hikayeler” arşivleri

Sır

05

Aralık

 

 
Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.
Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrını yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için,
zaman zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu. Sonra nehre verdi su sırrını.

Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti. Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsada nehirden , o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze…
Çağlayanlar, şelaleler, akarsular.. Hepsi kayboluyordu bir anda. Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su,
bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla… okyanusa taşındığını. Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten.
Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu. Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını,
ne de kurudu…. 

Geçen karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu. Çok uğraştım konuşturamadım. 
Ben tam giderken ‘Dur !'’ dedi su. Durdum! … 
Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar.'’ dedi.

Hep cevrenizde OKYANUS yürekli dostlarinizın olmasi dileği ile ….
Not: Teşekkürler h.b.


İnsana yakışası hal; Ümit

30

Ocak

 

 

Pers Sultanı iki adamı ölüme mahkum etmis.
Sultanin atini ne kadar sevdigini bilen mahkumlardan bir tanesi;
hayatını bagişlarsa bir yıl icinde ata uçmayi ögretebilecegini söylemis.
Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul dünyadaki etmiş..
Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve “Atların uçamadığını biliyorsun.
Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya..?
Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar.

” Pek değil ” demiş birinci mahkum.

Kendime dört özgürlük şansı veriyorum.

Birincisi  : Sultan bu yıl olebilir.
Ikincisi  : Ben olebilirim.
Üçüncüsü : At olebilir…

Dördüncüsü…  ” Belki ata uçmayı öğretebilirim..! ”

UMUTLARIMIZIN HİÇ TÜKENMEMESİ DİLEĞİYLE…

 


Yeni,Yepyeni Bir Başlama Çizgisinde…

20

Aralık

 

 

Merhaba Yaşam,Merhaba Dünya

Anne rahmine düşen ikiz kardeşler önceleri herşeyden habersizdi. Haftalar birbirini izledikçe onlar da geliştiler. Elleri, ayakları, iç organları oluşmaya başladı. Bu arada çevrelerinde olup biteni de fark emeye başladılar. Bulundukları rahat, güvenli yeri tanıdıkça mutlulukları arttı.

İkiz kardeşler hep aynı şeyi söylüyorlardı:”Anne rahmine düşmemiz, burada yaşamamız ne harika değil mi? Yaşam ne güzel şey be kardeşim!”

Büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfekoyuldular. Öyle ya,yaşamın kaynağı neydi? İşte bunu araştırırken, karşılarına anneleriyle onları birbirine bağlayan kordon çıktı. Bu kordon sayesinde, hiçbir zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyütüldüklerini anladılar.

“Annemizin şefkati ne denli büyük! Bize bu kordonla gereksinimimiz olan herşeyi gönderiyor.”

Artık aylar birbiri ardına geçiyor, ikizler hızla büyüyor, diğer bir deyişle yolun sonuna yaklaşıyorlardı.

İkiz kardeşler bu değişiklikleri şaşkınlıkla gözlemlerken, bir gün gelip bu güzelim dünyayı terk edeceklerinin işaretlerini almaya başladılar. Dokuzuncu aya yaklaştıklarında, bu işaretleri daha güçlü hissetmeye başladılar.

Durumdan telaşlana ikizlerden biri diğerine sordu:”Neler oluyor? Tüm bunların anlamı nedir?”

Öteki daha sakin ve aklıbaşındaydı.Üstelik,bulundukları bu dünya çoğuzaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş dünyayı arzuluyordu.

İkiz kardeş yanıt olarak “Tüm bunlar,bu dünyada daha fazla kalamayacağız anlamına geliyor” dedi ve ekledi: “Buradaki yaşamımızın sonuna yaklaşıyoruz.”

“Ama ben gitmek istemiyorum” diye haykırdı kardeşi. “Hep burada kalmak istiyorum.”

“Elimizden gelen birşey yok.Hem,belki doğumdan sonrada yaşam vardır.”

“Bize yaşam sağlayan kordon kesildikten sonra bu nasılolanaklı olabilirki?” diye yanıtladı öteki.

“Bize yaşam veren kordon kesilirse nasıl yaşamda kalbiliriz, söyler misin bana? Hem bak bizden önce başkaları da buraya gelmiş ve sonra da gitmişler.Hiç birisi geri gelmemiş ki bize doğumdan sonrayaşam olduğunu söylesin. Hayır, bu herşeyin sonuolacak. “Tüm bunları söyledikten sonra ekledi:”Hem,belki de anne diye birşey de yok!”

“Olmak zorunda” diye itiraz etti kardeşi.”Buraya başkatürlü nasıl gelmiş olabiliriz, nasıl yaşamda kalbiliriz ki?”

“Sen hiç anneni gördün mü?” diye üsteledi öteki.”O belki de yalnızca zihinlerimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için onu belki de biz uydurduk.

“Böylece,anne rahmindeki son günleri derin sorgulamalar ve tartışmalarla geçti. Sonunda doğum anı geldi, çattı. İkizler dünyalarını terkettiklerinde gözlerini başka bir dünyaya açtılar ve sevinçten, avazları çıktığınca ağlamayabaşladılar.Çünkü gördükleri manzara düşlerinin bile ötesindeydi.


GÜL…

29

Kasım

 

 

Kan rengi, kipkirmizi güllere bayilirdi…
Zaten onlarla adasti…
Adi:Gül…
Kocasinin sevgili Gül’ü…

(more…)


Tuzlu Kahve

20

Kasım

 

 
Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika bir seydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki.. Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.  Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine sasırdı, ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki şirin kafede oturdular. 

(more…)


Next Page »

En son yorumlar
  • Birisi: İs ile karartacak yegane ruhu
  • Ahmet Şamil: önemli olan ilahiyatçılardan evliya çıkması değil, onların bugün Hz. Peygamber'in misyonunu temsil edip...
  • Ahmet Şamil: syn serdar şamil beni eskilere götürdün dağardında beraber geçirdiğimiz o güzel günlere. çocukken çeşme...
  • katrunneda: "Hayat yaşadığımız şekliyle tiyatroyu andırır. Kişi gayesiz, gece ve gündüzleri izler. Gün be gün...
  • ALAATTİN GÜRIRMAK: SAYIN SERDAR ŞAMİL OKYAY(KISAKÖYLÜ)HEMŞEHRİM... SİMAV PEKMEZCİLİK MÜZESİ KURULMASI KONUSUNDA GÜZEL...