Mekke günlerimi anlattim kisaca bir önceki yazimda.  Hac hatiralarinin hos tarafi yillar sonra da anlatilabilirliligi.  Bir Müslümanin en özel günleri, en mutlu günleri gibidir zira hac hatiralari.  Hacla ilgili hatirlarimi yazmak yavas gidiyor.  Ama olsun.  Yavas ya da hizli.  Hatirat-i hac hatirat-i hacdir.  Yani bir ömür boyu anlatilir insaallah.

Bizi Hacca götüren firmanin hocasinin mülayimligi tuttu.  Arafat’tan önce Mina’da bes vakit namaz kilmak sünnettir gerekcesi ile.  Ancak maalesef hemen hemen herkesin 15-20 dakikada buldugu Mina cadirlarindaki yerimizi biz gecenin ortasinda ve sogugunda bulabildik.  Sünneti yerine getirelim derken; farzlar sikintida kaldi.  Mina cadirlarinin arasindaki sokaklardan birisinin ortasinda saatlerce bekleyis.  Üzerimizde ihram.  Cöl aksamlarinin serin rüzgarlari isin cabasi.  Öyle ki bizim basimizdaki hocaya da ulasamiyoruz.  Insanlarda sabir tasti tasacak.  Ihramli olmanin verdigi ‘duygu’ öfkeyi ancak bastirdi…

Saatler sonra gelen hoca, megerse bir gün önce ayarlanan cadirlari tabiri caizse kaptirmis.  Hal böyle olunca fatura biz gariban haci adaylarina cikti.  Mina’da, Müzdelife sinirinda bir yer bulmuslar daha sonra.  Hoca, bir taraftan bizi teskin etmeye calisirken, bir taraftan özür diliyordu.  Teskin olanlar oldu.  Olmayanlarsa, …

Sabahin ilk isiklari.  “Elhaccü arafatün” (Hadis-i Serif) (Hac, Arafattir) emri uyarinca yollardayiz.  “Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk!” diyerek.  Arafat’ta bir toz bulutu.  Adeta bölgeyi fanusun icine almislar.  Karsi tarafta “Cebel-i Rahme”.  Kimileri tirmanmislar Rahmet dagina.  Arafat vakfesi.  Dualar.  Gözyaslari.  Istekler.  Arzular.  Ögle ve ikindi namazlari birlestiriliyor.  Uzaklardan sesler geliyor.  Eller havada.  Dualar ve yine dualar.  Nurla karisik toz bulutu adeta…

Günesin batisiyla birlikte, yeniden yola koyuluyoruz.  Istikamet Müzdelife.  Burada cadir falan yok.  Herkes acikta.  Önce namazlar.  Aksam  ve yatsi birlestiriliyor bu kez.  Sonra seytan taslama icin taslar toplaniyor.  Bu kez acikta beklemeye basliyoruz.  Ancak Müzdelife soguk.  Heryer insan dolu.  Beyaz ihramlarla kapli bir vadi.  Insanlar, insanlar.  Dile kolay 3 milyonun üstünde insan.  Kimisi battaniyeye sariliyor.  Gözlerimi kapatiyorum.  Bu bir rüya olmali.  Acziyet, fakriyet.  Herkes ayni halde.  Zengin, fakir, amir, memur.  Cöl vadisinde. Elinden gelen tek sey beklemek.  Ama hayir.  Bu bir rüya degil…

Bizim kafile soguk gecenin sabahini beklemedi.  Mühim olan sünnetleri yerine getirmektir, denilerek.  Yavas yavas Müzdelife-Mina sinirindaki cadirlara dogru yola koyulduk.  Saati hatirlamiyorum bile… Gecenin bir yarisi.  Sabah yolculuk var.  Seytan daha dogrusu ‘nefisini’ taslamaya dogru…

Mutlu haftalar, iyi okumalar.
Serdar Samil Okyay
Dresden-Berlin yol üzeri
7 Nisan 2008.