Hatirat-i Hacdan - V (Arafat-Müzdelife-Mina)
15
Nisan
Mekke günlerimi anlattim kisaca bir önceki yazimda. Hac hatiralarinin hos tarafi yillar sonra da anlatilabilirliligi. Bir Müslümanin en özel günleri, en mutlu günleri gibidir zira hac hatiralari. Hacla ilgili hatirlarimi yazmak yavas gidiyor. Ama olsun. Yavas ya da hizli. Hatirat-i hac hatirat-i hacdir. Yani bir ömür boyu anlatilir insaallah.
Bizi Hacca götüren firmanin hocasinin mülayimligi tuttu. Arafat’tan önce Mina’da bes vakit namaz kilmak sünnettir gerekcesi ile. Ancak maalesef hemen hemen herkesin 15-20 dakikada buldugu Mina cadirlarindaki yerimizi biz gecenin ortasinda ve sogugunda bulabildik. Sünneti yerine getirelim derken; farzlar sikintida kaldi. Mina cadirlarinin arasindaki sokaklardan birisinin ortasinda saatlerce bekleyis. Üzerimizde ihram. Cöl aksamlarinin serin rüzgarlari isin cabasi. Öyle ki bizim basimizdaki hocaya da ulasamiyoruz. Insanlarda sabir tasti tasacak. Ihramli olmanin verdigi ‘duygu’ öfkeyi ancak bastirdi…
Saatler sonra gelen hoca, megerse bir gün önce ayarlanan cadirlari tabiri caizse kaptirmis. Hal böyle olunca fatura biz gariban haci adaylarina cikti. Mina’da, Müzdelife sinirinda bir yer bulmuslar daha sonra. Hoca, bir taraftan bizi teskin etmeye calisirken, bir taraftan özür diliyordu. Teskin olanlar oldu. Olmayanlarsa, …
Sabahin ilk isiklari. “Elhaccü arafatün” (Hadis-i Serif) (Hac, Arafattir) emri uyarinca yollardayiz. “Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk!” diyerek. Arafat’ta bir toz bulutu. Adeta bölgeyi fanusun icine almislar. Karsi tarafta “Cebel-i Rahme”. Kimileri tirmanmislar Rahmet dagina. Arafat vakfesi. Dualar. Gözyaslari. Istekler. Arzular. Ögle ve ikindi namazlari birlestiriliyor. Uzaklardan sesler geliyor. Eller havada. Dualar ve yine dualar. Nurla karisik toz bulutu adeta…
Günesin batisiyla birlikte, yeniden yola koyuluyoruz. Istikamet Müzdelife. Burada cadir falan yok. Herkes acikta. Önce namazlar. Aksam ve yatsi birlestiriliyor bu kez. Sonra seytan taslama icin taslar toplaniyor. Bu kez acikta beklemeye basliyoruz. Ancak Müzdelife soguk. Heryer insan dolu. Beyaz ihramlarla kapli bir vadi. Insanlar, insanlar. Dile kolay 3 milyonun üstünde insan. Kimisi battaniyeye sariliyor. Gözlerimi kapatiyorum. Bu bir rüya olmali. Acziyet, fakriyet. Herkes ayni halde. Zengin, fakir, amir, memur. Cöl vadisinde. Elinden gelen tek sey beklemek. Ama hayir. Bu bir rüya degil…
Bizim kafile soguk gecenin sabahini beklemedi. Mühim olan sünnetleri yerine getirmektir, denilerek. Yavas yavas Müzdelife-Mina sinirindaki cadirlara dogru yola koyulduk. Saati hatirlamiyorum bile… Gecenin bir yarisi. Sabah yolculuk var. Seytan daha dogrusu ‘nefisini’ taslamaya dogru…
Mutlu haftalar, iyi okumalar.
Serdar Samil Okyay
Dresden-Berlin yol üzeri
7 Nisan 2008.
Toplam Okunma: 957 | Bugünkü Okunma: 1 | En Son Okunma: 24.07.2008 - 02:00

1. katrunneda | Nisan 15th, 2008 at 17.03
“Hayat yaşadığımız şekliyle tiyatroyu andırır. Kişi gayesiz, gece ve gündüzleri izler. Gün be gün yaşamayı temel kabul eden insanın yönü yoktur. Amacı sadece yaşamaktır. “Yaşayan bir bedende ölü bir ruhtur var olan. Ama Hacc olayı bu sağlıksız durumu değildir. İnsan Hacc’a gitmeye karar verdi mi gerekli adımı attı demektir. Hacc’ı gerçekleştirme yoluna girilmiştir. Hacc gayesizliğin karşıtıdır. Evinden çıkacaksın Allah’ın evini [BEYTULLAH] veya insanların evini ziyaret et, çevreni terk et, pak topraklara git orada Meş’ar-i Haramın cana can katan seması altında Allah’la [CC] karşılaşabilirsin. Çektiğin yabancılıklar bitecektir. İnsan sonunda kendini bulacaktır.
Gösteride Allah, sahnenin yöneticisidir. Adem, İbrahim, Hacer ve şeytan başlıca karakterleridir. Sahneler Mescid’ûl Haram, haram bölge[Mıntıka-i Haram] meş’a [Safa-Merve arası]Arafat, Meş’ar [Arafat’la Mina arasında hacıların gece kaldığı ve şeytan taşlamak için taş topladığı yer] ve Mina’dır. Önemli semboller Kâbe, Safa, Merve, gündüz, gece, güneş ışığı, güneşin batışı ve kurbandır. Kostüm ve makyaj ihram, halk ve taksirdir. Hacc’a giden kişiler erkek, kadın, genç ve yaşlı siyah beyaz ne olursak olalım Allah’la şeytan arasındaki karşılaşmada Adem İbrahim ve Hacer’in rolü tarafımızdan oynanır. Hacc’da şunlar şöyle yapılmalı böyle yapılmalı gibi şeylerden ziyade Hacc’ın Müslümanlara niçin farz olduğu üzerinde durulup öğrenilmesidir.
Tavafla tevhid inancını ilan edeceksin. Say ile Haccın uğraşını yapacaksın Kâbe, den Arafat’a gitmekle Ademin inişini göstereceksin. Arafat’tan Mina’ya gitmekle insanın yaratılış felsefesini düşüncelerin saf bilimden saf aşka doğru evrimini ve ruhun çamurdan Allah’a [cc] doğru yükselişini sergileyeceksin. İbrahim’in sahnesi Mina’dayız. Şu anda İbrahim gibi davranmaktayız. O oğlu İsmail’i kurban etmek için getirmiştir. Bizim İsmail’imiz Kim veya Ne? İşte onu bilemiyoruz. Ama bizi kör ve sağır ne ediyorsa işte odur kurban edeceğimiz.
Ey, Hacc’ın son bölümü olan Mina’dan ayrılan hacı! İbrahim’in çağrısını kabul ettin Kişisel hayatının kısır döngüsünden kurtuldun. Zamanında Mikat’a geldin; Vahy’e kulak verdin; elbiselerini çıkarıp beyaz kefenini giydin. Evini ve ülkeni terk ederek bir misafir gibi Allah’ın Evi’ne ve cihad toprağına geldin. Sağ elini sıkarak Allah’a [cc] söz verdin. Tavaf çemberine katılarak tavaf eden insanların arasında kayboldun. Kendi kendin eliği bıraktın. Dağların tepesinde su bulmak için elinden geleni yaptın. Sonra Mekke’den Arafat’a indin ve bölüm bölüm [Meş’ar ve Mina’ya Giderek] geri Allah’a dönüp bilinç kazandın. Meş’ar karanlığında silah topladın. Aynı zamanda, diğerleriyle birlikte Mina sınırını geçtin. Şeytan ilk hücumunda yenildi. Hür oldun; İnanç ve aşk toprağını kurtardın. İbrahim makamına ulaştın, şerefin zirvesine -şehâdetin ötesindeki bölüme- çıktın. Son olarak bu çabanın bitiminde bir koyun kurban ettin
Ey hacı! Nereye gidiyorsun şimdi? Hayatına ve dünyana mı dönüyorsun? Geldiğin aynı yola mı giriyorsun hacdan sonra? Asla! Asla! Bu sembolik gösteride İbrahim’in rolünü oynadın! İyi bir aktör, kişiliği, rolünü oynadığın şahsın karakterinden tamamıyla etkilenen insandır. Eğer bunu iyi becerirse, gösteri bitecek, fakat eseri sürecektir. Oynadıkları rolü sürdüremeyip, unutulup giden pek çok aktör vardır!”
(Şeriati’den alıntı)