Gelgit
27
Ekim
Buğulu camın ardından belli belirsiz gidişine nemli gözleriyle bakıyordu artık…
Yatağından uyandığında üzerinde bir ağırlık vardı .. Sanki biraz önce uyumuştu da uykusuzluk hala bedeninde geziniyordu. Bir gülle kadar ağır gelen başını hafifçe kaldırdı. Gözleri sanki yapıştırılmıştıda pencereden dışarıya bakmak için açılma mecali göstermiyordu… Son demlerini yaşayan ihtiyarlar gibi bedeni yataktan kalkmayacak kadar çelimsizdi o sabah.. Acaba hasta mı olmuştu ne..
Hep bu grip aşısının marifetiydi bu hali.. Ne zaman bu sene grip olmayacağım diye bu aşıdan olsa ilk fırsatında virüslere yenik düşüyordu.. Bir arkadaşının söylediği ifade dudaklarında tebessüm oluşturuyordu, “Yakalandığın hastalık grip değil, olsa olsa soğuk algınlığıdır”. Sahi grip yatağa düşürür, oysa kendisi zorda olsa ayağa kalkabiliyordu… Bir tebessüm daha yolladı yalnız kendinin bulunduğu odanın boşluğuna…
Yo yo kalkma zamanıydı artık.. Önüne ne tür engeller çıkarsa çıksın kalkıp kendine çeki düzen vermenin bir miladı olmalıydı bugün…
Bedeni ve buna mukabil ruh hali gelgitler yaşıyor, bir anda dünya pembeye bürünüyor hemen ardından çok zaman geçmeden gri tonları ile gördüğü etraf içinde adeta boğulacamış hissi uyandırıyordu..
Artık silkinme zamanı diye düşündü sis perdesinin ardından bakar gibi yaptığı bir hareketle perdenin ardından dışarıya bakarken.. Camı açtı, dışarıda yeni gün ağarmış oksijeni bol bir hava yüzüne merhaba dercesine camdan içeri hücum etti.. Havanın serin hali ile oksijeni bol ortamı bir anda ona dün geceyi hatırlatmıştı. Boğazında meydana gelen acımsı hissin nedeninin ne olduğu fikri, yatağından yeni kalkmış biri için çözülmesi zor bi soruydu.. Sahi neydi boğazında düğümlenmeye sebep olan, sert oksijen kokusu mu yoksa ortamın meydana getirdiği gerginlik mi? işte bir gelgit daha…
Dününden ne kadar sıyrılmak istese hava o kadar tersine hareket ediyormuşçasına gökyüzünden güneşi gizliyordu… Gri tonlu bir gökyüzüne daha ne kadar zaman pembe bir boya çalabilirim diye geçirdi içinden..
Yarım kalan bi hikaye gibi düşünceler belli bi sure sonra sonlanıyordu beyninde.. Bedeninde titremeler ara ara geliyor ve sonrasında terkediyordu vücundaki tüm zerrelerini.. Bir tek birbirleri ile doğru orantılı çalışan ruh hali ile bedeniydi.. İkiside etrafındaki tüm dinginliğe rağmen gitgellerin başrol oyuncularıydı..
Ne kadar dayanabilirim ki diye geçirdi içinden bu duruma … Tıpkı yarım kalan bi hikaye olurdu.. Artık gitgeller istemiyordu hayatında.. Sadece gitmek.. Tıpkı yarım kalan bir hikaye gibi.. Sadece gitmek…
Ruhunu boşluğa bırakmak.. Şu aralar onunla birlikte hareket etmeye gocunmayan bedenini peşinden sürüklemek hiç zor gelmiyordu artık.. Kulağında yeni çıkmış bir rock şarkısının coşturan ritimlerinde alıştığı gelgit hareketine nazire yaparcasına boşluğun dinginliğe alabildiğince yol almak..
Buğulu camın ardından belli belirsiz gidişine nemli gözleriyle bakıyordu artık…
Gelgitliğe inat.. Cümlelerinde de gelgit ifadelere son defa yer veriyordu..
Sessiz çığlığımı atıyorum…
Sessiz çığlığımı atıyorum…
Sessiz çığlığımı atıyorum…
Sessiz çığlığımı atıyorum…
ve …
Sessiz çığılık tiz bir ses gibi kulaklardaydı artık…
Toplam Okunma: 1048 | Bugünkü Okunma: 4 | En Son Okunma: 28.08.2008 - 16:32
