2007 yazinda leylekleri yerde gördüm.  Dresden hayvanat bahcesinde.  Yerdeydiler gercekten.  Amma galiba yerde görmek de seyahat alameti olsa gerek.  Zira 2007 sonu 2008 basi hep seyahat, hep seyahat.  Is görüsmesi icin gittigim Belcika, hazir Belcika demisken akraba ziyareti icin ugradigim Hollanda.  Siz www.yldz.net okuyuculari icin klavyenin tuslarina basiyorum insaallah.  Her zaman oldugu gibi.
 
 Yolculugum oldukca macerali basladi.  Prag (Cek Cumhuriyeti) ‘dan gelen tren rötar yapmis.  Biz Dresden’den, trene o nedenle gec binince, Berlin’deki tren bizi kacirmis oldu.  Ilginc degil mi?  Biz treni kacirmadik.  Tren bizi kacirdi.  Deutsche Bahn (DB), müsterisine saygidan, hatalarini kabul edip, bizi bir gece güzel bir otelde misafir etti.  Hani, aboneligimi bir hafta ugrasip zar zor iptal ettirebildigim, abone servisindeki görevlinin ‘Abone islerine biz degil, müdürümüz bakiyor’ diye söyledigi müsteri saygisi minimum seviyesindeki bazi muhafazakar gazetelerin hallerini düsünüyorum da.  Profesyonellik baska sey canim, diyesi geliyor insanin icinden…

 Sabahleyin tekrar Berlin’den yollara koyulduk.  Derken ögleden sonra Thalys treniyle Brüksel’e varmak nasip oldu.  Dag ve tepe kavramlarinin bulunmadigi dümdüz bir ülke Belcika.  Trende göcmen nüfusu direk olarak göze carpiyor.  Zira vagonun cogunlugunu Afrika’li siyahlar dolduruyordu.  Brüksel tren gari da pek farkli degildi isin asli .  Cünkü ne yana baksam, Afrika ya da ortadogudan geldigi kanaati olusturan serseri tipli genclerle doluydu gar.  Diger taraftan, Afyon otogarinda sucuk vb ürünler satildigi misal Brüksel tren garinda da yenice Ülker tarafindan satin alinilan, dünyaca ünlü Godiva’nin magazalari vardi.  Belcika’nin en ünlü ürünlerinin basinda geliyor cikolata.  Yalniz, Brüksel’den ayni gün Hollanda’ya gececektim.  Ancak, bir de ne ögreneyim.  Megerse bütün Belcika’da tren yollarinda grev varmis.  Zar zor önce Anvers’e gectim.  Ardindan, Essen (Almanya) üzerinden Rosen Daal (Hollanda’ya).  Komik oldu dogrusu.  Almanya’dan Belcika’ya.  Belcika’dan tekrar Almanya üzerinden Hollanda’ya.  Yalniz Avrupa birliginin iyi taraflarindan birisi de bu.  Tek bir vize ile bütün Avrupa’yi gezebilmek.  Amacim kuru kuruya AB hayranligi degil.  Ama körü körüne AB’ye karsi cikanlar da bence insaf düsturlarini zorlamamali diye düsünüyorum.

 Neyse ki en sonunda Roterdam’a varabildim.  Haftasonu bendenizi epey gezdirdi akrabam.  Lahey’e dogru uzandik örnegin Pazar günü.  Deniz-Okyanusa nazir güzel bir balik yedik.  Yaninda ise bendenizin en favori deniz ürünlerinden kalamar da vardi hani.  Yalniz hem Belcika’da hem de Hollanda’da su dikkatimi cekti.  Sokakta kiminle konusursaniz konusun, islerinizi sadece Ingilizce ile halledebiliyorsunuz.  Flemence dünyada pek de gecerli bir dil olmasa bile, sadece Ingilizce bilerek hem Belcika hem de Hollanda’da yasamak mümkün diye düsünüyorum sahsen.  Pazartesi sabah ise yine macerali bir sekilde Roterdam’dan Brüksel’e gectim.  Bir de ne ögreneyim.  Belcika’da bütün tren saatleri o gün ve sabah saatiyle degismemis mi?  Yazimin basliginda da dedigim gibi Allah sonumu hayir eyledi.  Öyle ki Hasselt sehrine vardim.  Is görüsmesi yapacagim yere 10-15 dakika kadar gec vardigim halde, anlayis gösterdiler ve böyle bir gecikmeyi zaten beklediklerini söylediler.  Cok sükür.  Peki Hasselt ve Belcika’nin genel ahvaline gelince…

 Hasselt aslinda 70 bin nüfuslu kücük bir sehir.  Yalniz, görüstügüm profesörün tabiriyle, oldukca ‘multi-kültürel’ bir yer.  Zaten Hollanda-Maastricht’e 5 km imis sehir.  Fransa sinirina 70 , Almanya sinirina da 60 km. Düsünsenize.  Haftasonu kalkmissiniz.  Haydi diyorsunuz kahvaltimi bu haftasonu Hollanda’da yapayim.. Ya da caniniz sıkılıyor söyle bir Fransa’ya uzaniyorsunuz iki günlügüne.  Ne kadar ilginc olur degil mi?  Bu sehrin üniversitesi ise yeni gelismekte olan bir kurum.  1970’lerde kurulan üniversitenin tüm fakültelerinde mastir ve doktora programi mevcut.  Ayrica lisans egitiminde ve bilhassa tipta oldukca kaliteli bir üniversite imis.  Ancak bendenizin, tam da Belcika’da oldugu sirada, ülkede hükümet krizi devam ediyordu.  Flemence ve Fransizca Belcika’nin temel iki anadili.  Flemen ve Fransiz partilerin tek özelligi herseyi milliyetcilikle cözme düsüncesi.  Öyle ki sosyal demokrat ya da sagci partilerin siyasi programlari ya Flemen ya da Fransiz milliyetciligi üzerine dayaniyor.  Yani aslinda sagciligi ya da sosyal demokraisiyi degil tam tersi kendi milletlerinin haklarini savunuyorlar aslinda.  Nalinci keseri gibi kendine yontmak bu partilerin ortak özelligi diger bir tabirle…Tabii böylece aslinda milliyetciligin ne derece ‘bölücü’ olabiliecegi de gözüküyor Belcika örneginde oldugu gibi.  Krali bile Belcika’nin birlestirmeye ugrassa da bir türlü sonuc cikmamisti 2007 sonuna degin.  Hatta görüstügüm profesörün ifadesiyle uluslararasi anlamda da Belcika oldukca zor durumda kalmisti.  Sanirim ‘milliyetcilik’ kavraminin arti ve eksi yönleri ya da taniminin ne olmasi gerektigi tam anlamiyla daha cok konusulucak.  Tartisilacak..Sonuc hayirli olur insaallah hem Avrupa hem de tüm dünya icin.  Erzurumlu Ibrahim Hakki’nin ifadesiyle bitirmek istedim : ‘Görelim mevla Neyler, Neylerse güzel eyler’…

 Iyi haftalar, mutlu okumalar.
 Serdar Samil Okyay, 28 Mart 2008 Dresden