Durum
14
Ocak
DURUM 1 (BAYANIN GÖZLEM-LEYEMEDİK-LERİ)
….bak anlaşalım.Çok üzülmek yok sonra.Altı üstü gidiyorum.Bu, anlatacağım.Şimdiye kadar anlattığım öykülerimden arta kalan bir şey –bir ben- yok.Aslında o şey “ben”im anlıyor musun? Yani başından beri anlattığım da buydu aslında. Üüüff boşver, tamam , baştan başlayalım.
Arta kalan bir ben yok. Bütün öyküleri dinledin.Zamanları belirsiz mekanlara gittin, kişilerle tanıştın.Sözlerimi duydun ; hissettiklerimin hissettiklerin olduğuna inandık. Teoride böylece anlamış olmalıydın beni. Ama iş ispata gelince apışıp kaldık. Bir masa, iki karşılıklı oturmuş karmakarışık insan, yüzlerce kahverengi. Son öyküyü bitirmek için bu kadar da çaba sarf edilmez hani. Varsın gözlemlerimiz bu kadar dar alanda sıkışıp kalsın ve biz hiç fark etmeyelim. Olmayan gözlem gücümüz, olanca ağırlığında iç savaşlarımızın varsın ezilsin. Ama keşke ezilen bu kadar da biz olmasaydık, bunca aradan sonra. Bana bir şeker uzat acımayacak “bugün”.
-Acı kahvelere bile şeker atılınca fallar güzel olur.Ama verdiğin şeker erimiyor kanda. 101.kahverengi yolda.(pıhtılaşmış kan)-
Ayaklarım pantolonuna değince kirleniyorsun, sonra silkeliyorsun.Toz aslında genzimize kaçıyor, ellerimizi pencereye attığımız anda.Genzimdeki sızıyı elektrik çarpıyor; soluksuz kalıyorum ve gerçekten ilk kez kaç dakika geçti aradan merak ediyorum. Kısa olduğunu bildiğim bir an bu kadar uzun sürmezdi. Ben o anda karşı kıyıya bir koşu gidip yürüye yürüye dönüyorum. Yüzüne bir bakıyorum alnının tam ortasında –hani bende de var ya- bir, hayır iki “ben”.Sonra sağ kolundaki. Açıp sağ kolumu göstermek istiyorum sana da. Biz birbirimize benziyoruz galiba. Anlasana…
Gözlem gücü(n) lehime sıfır.
DURUM 2 (ERKEĞİN AĞZINDAN)
…anlaşmalar yaramıyor bize. Üzülmek, öyle ‘üzülme’ denince emir dinleyen bir hal de değil hani.Gitmek? Gitmek diye bir şey yok. Kaybedilen bir şey “hiç”. Şimdiye kadar dinlediğim öykülerinden arta kalan değil, onları anlatmaya başladığın anda varolmaya başlayan bir sen varsın; ve sonunda varlığı devasallaşan.Başından beri anlattığın her şeyi biliyorum; ama sen yine de baştan başla istersen.İçin rahat edecekse…
Zamanları bende olan mekanlara gittim.Kişilerinle tanışmak istedim;sözlerini duymaya çalıştım;hissettiklerimin hissettiklerin olduğunu her zaman hissedemedim. Çok nadir rastladığım bir frekanstı o.Teori üzerine kurulmuyor ilişkiler ki seni –bildiğini sandığım gibi-anladım; beni anlamadığını göre göre. İspat? Yoktu öyle bir çabam. Bir masa, 2 insan- evet o güne has (ki kötü bir tesadüf) karmaşıklık. Siyah, beyaz ve kahverengi.Birde rujunun kahverengiden kırmızıya çalan rengi(gülüşünün pespembe gölgesi). “Olacak olanı kimseler önleyemez”di ya hani. Gözlem gücümüzü biliyorsun. Gözlemlerime ve onlardan çıkardığım sonuçlara güveniyorum.Hiç yanıltmadılar beni.Benim ancak iç savaşlarım gözlemlerimin altında ezildi.Ben ezilmedim.Seni ezmek istemedim;seni ezmedim.Ezildiysen sen hep kendi kendini ezdin. “Bunca ara” diye bir şey yok! (olmasını istemiyorum.) Al bu şekeri sana hediye ediyorum. Bugünün acılığını alır.
-kahve falı bakmak gelmiyor bugün içim(iz)den. Gün hala acımı ne?-
Ayakların ikide bir pantolonuma değiyor.Silkeleyip espri yapıyorum; diğer tarafa çeviriyorsun bacaklarını.Elimizi pencereye uzatıyoruz.Soğuk oldu.Kısa bir an.Bir sessizlik.Bir şey söyleyeceksin sanıyorum;yüzüme bakıyorsun,alnıma, burnuma ,koluma. Gülümsüyorsun; kim bilir yine ne düşünüyorsun…Kendi adıma, aleyhime birgün.
Toplam Okunma: 2012 | Bugünkü Okunma: 3 | En Son Okunma: 28.08.2008 - 16:44
