…çok uzadı bu gidişin.
…köşeyi döndüm.
…her zamanki büfe, her zamanki gazete, her zamanki para üstü. Ama farklı bir gün bugün.
Issız kaldırımda tanıdık bir yürüyüş.En fazla 82 adım en az 76…sonra asansör. O seni çok güldüren yeşil ışık. ‘İşte’ diyordun ya ‘izin veriyor çıkmamıza ya kırmızı olsaydı!’Demek o zaman her şeye gülüyormuşuz; her şeye kıpır kıpırmış içimiz;hayatımızdaki her şeyin bir anlamı olmalıymış.Şimdi ne kadar anlamsız oysa o asansör ışığı bile.
Kat:2 No:7.İki gülen yüz levhandaki. Kapı açılıp içeri girince  üstümüze siniveren ağır ahşap kokusu. Sekreter kız Petek.(Kedi adı gibi demiştim ilk duyuşumda ve yine gülmüştün sana yakıştığı anda.) Masanda duran deri kahve çantan.‘Ooo işadamı olmuşuz!’ kahkahalarım. Bozulma triplerin, o yüz halin, o halin…            
Koltuğuna geçip oturuşun, gelen aramaları kontrol edişin. Çok değil oysa son bakışın. Daha dün…daha dün.
-seni ancak şimdi izleyebilişim-
…kapıyı açtım.
…ahşap kokusundan başka bir şey yok.Ancak o kadarcık ruhu kalmış  artık işyerimizin.İşyeri.İş, ruhsuz ve huzursuz yapılmıyor.Yer, sessiz ve gölgensiz olmuyor.Bu işyeri levhasında ancak yaşıyor.
Sana ait eşyaları toplayıp çıkacağım. İşte bu yüzden farklı birgün bugün.Yarını yok.Tekrarı yok.Adından başka kimsesi yok.
Bütün eşyalar satıldı. Masaüstü objelerin hediyelik oldular. Masa saatini Umut’ a  verdim.Hep gözü vardı bilirsin.Mumlarını o maviş nazar mumlarını Petek aldı giderken.Kum saatini,küçük kedi sandalyelerini,koku keselerini Madam Elenor’a verdim. Gözyaşlarım bana kaldı.Kimse almadı;almak istemedi…hani o küçük cam şişedeki gözyaşlarımı.
O  seni kaybettim sanıp(!) iki gün boyunca durmadan ağlayışım ve gözyaşlarımı sana saklayışım, küçük bir cam şişede. Gidişine utan diye evine yollayacağım o küçük gözyaşı şişesi…Fırsat vermeden gelişin.Elindeki hediyeyi görünce gözyaşlarımızı unutup gülmekten kırılmamız.Elindeki hediye:Bir Çöp Kovası.
‘Hep alacağım deyip unutuyordun ya, aşağıdan nayloncu geçiyordu, alayım dedim.’
Şimdi o çöp kovasına kendimizi atmalıyız. Ama biz sarayda da olsa aynı yerde yaşayamayız. 
Artık dava almıyorum.Sadece danışmanlık yaptığım.Her sabah, her duruşma öncesi, her kalabalık sonrası, her öğle arası adliye koridorlarında, kaçıncı kat olursa olsun yüzüne rastlamak istemeyişim. Şurada Petek eksik evrakları yetiştirmişti. Şu pencere kenarında kazanmanın sevinciyle bir sigara yakmıştın. Şu kapı kenarında durup bana fısıldamıştın:‘İşimiz Bitti.’…evet güzel gülüşlü yüz, bitti gerçekten.
Sonra şu merdivendeyken ben, üst kattan bağırmıştın: ‘Yakalayacağım seni!’.Eski bir oyun, eski bir kovalamaca oyunu. Baştan sona blöf biliyordum,oynadım. ‘Yakalayamazsın kii!’ Sakin sakin inmiştim sonra merdivenleri. Sakinliğime inat  koşarak gelmiştin yanıma. Kolumu sıkıca tutup,‘Bugün hava yağmurlu, sel  basabilir ortalığı, toz olalım’ demiştin.Yüzündeki o gülüş,kolumdan o tutuşun.O ilk dokunuş, yüreğime o ilk dokunuş.Gerçekten çok dokunmuş…
Anlayacağın, dediğin gibi de oldu; sel bastı adliyemizi ve ben içinde boğuldum.
 

h.b.

yirmibir aralık ikibindört…