Elif Şafak; “Mahrem” kitabından bir bölüm. Kurulan cümleler, kullanılan kelimeler… Damla denilen olay, ancak böyle anlatılırda zihinlerimize damla damla damlatılır.

 

Üstelik bu mesele bu kadarla da kalmıyordu. Zira damlamaktan damlamaya fark vardı. Su damlardı, kan da; yağ da damlardı, zaman da; birde gözyaşı damlardı. Kimisi buhar olup göğe ağmanın hasretiyle kendi kendini kurutur, kimisi değdiği yerde ahıyla durur, ahıyla yuğulur; kimisi hangi kovuğa sokulursa sokulsun hemencecik üste çıkıp kurulur, kimisi sonrasızlığından çıkıp yola öncesizliğinde son bulur; kimisi de geçtiği patikalarda hatıra bırakırdı elem tortusunu. Keramet Memiş bebeğe gelince, onun damlayışı bunlardan hiçbirine benzemiyordu. O, damladığı yerde, damladığı halde, öylece kalacağa benziyordu; yani, bir su ya da kan, yağ veya zaman yahut göz yaşı damlasından ziyade, bir mum damlasına.