Beklenmeyen Son, Gitmek?, Kalan
06
Ekim
BEKLENMEYEN SON
“Gitme , kal” diyorum; ama içimden. O yüzden duymuyorsun. Belki içinden “gitmesem” diyorsun. Ama duymuyorum. Öylece bakakalıyoruz birbirimize. Uzanıp koltuğun üzerinden paltonu alıyorsun. Gözyaşlarımla bilincim hızlı bir savaşa giriyorlar- saniyelik:
“Hayır! O gidene kadar akmayacaksın” diyor beynim hislerime. Hislerim:
“Ama bilmeli üzüldüğümü…”
“Bu çok saçma bir sebep.”
“Evet, haklısın.Ama dayanamayacağım daha fazla. Elimde değil ki…”
“Sabretmelisin , biraz daha… hani o güçlü kadın var ya içindeki..”
Bir derin nefes alıyorum farkında olmaksızın…İrkilip yüzüme bakıyorsun. Anladı mı acaba diye düşünüyorum. “Hoşçakal” diyorsun. “Hoşça kal?”
‘Hoşçakal’ ne demek diye düşünüyorum. Koridora çıkıyorsun; kapıya yöneliyorsun. Sanki tekrar gelecekmişsin gibi peşin sıra seni yolcu etmeye geliyorum. Kapıyı açacaksın; hay aksi kapı kilitli. Nereye koyduk şu anahtarı? Üstümüzü aranıyoruz. Bir telaş yatak odasına koşturuyorum. Paltomun cepleri , çantam.. Sesleniyorsun –sınırdan- “buldum”. Geri dönüyorum. Birbirimize bakamıyoruz. Beklediğimiz bir son yok. Biliyorduk böyle olacağını. Kitap kahramanlarına “neden söylemediler birbirlerine ayrılmak istemediklerini” diye kızdığımız anlara inat gıkımız çıkmıyor. “Gitme kal” diyemiyorum. “Gitmek istemiyorum” demiyorsun.
İki insanın birbirinin gözlerini oradan da içlerini okuyabileceklerine inancımız kalmamış mı gerçekten? Hani sözlerin herşeyin belirleyicisi olduğuna öfkelenişlerimiz? Yanlışlar doğrultulabilirdi hani? Empoze edilmiş onca fikir- hücrelerimize- yok edilebilirdi? Hiç olmazsa sevgi uğruna…
Sen merdivenlerde kaybolana kadar kapıyı üstüne kapayamam. Yüzüne bir daha bakarsam sana sarılmadan duramam. Üstüne kapıyı hafifçe kapıyorum; o güçlü kadın orda öylece yenik,yıkılıyorum.
GİTMEK?
Sokaklar senin. Üşüdün. Paltonu giyiyorsun. Her aklına geldiğinde itiyorsun ,bir kapının ardında kalmışları. “Şimdi nereye gitsem” diyorsun. Artık her yer senin –bir yüreğin coğrafyası hariç. Oysa eskiden tek o yer için…
“Hayır” ,diyorsun, “artık geçmiş yok!”
Ellerini ceplerine koyuyorsun. Hiç yapmadığın bir şey bu. Kafanı kaldırıp ışıklı reklam panolarına bakarken “Evet” ,diyorsun, “sabaha kadar bir otobüsten ötekine binip durmalı. Ya da en iyisi…” Hızla caddeye çıkıp bir taksi durduruyorsun. Gencinden yakışıklı taksi şoförüne “Harem” ,diyorsun, “Otobüs Garajları”.
“Peki abi” diyor genç. Sanki otobüsüne geç kalacaksın da telaşlanıvermiş. “Yolculuk nereye abi?”. “Sana ne!” diyorsun duymuyor. Unutmuş gibisin artık sesli konuşmayı. Uzunca bir sessizlik… Sonra “gitmesem” diyorsun. “Pardon abi, anlamadım. Ama karar senin; istersen gitme. İndireyim istersen burda?”. Ne dediğini anlamıyorsun gencin. Bir anda bütün sesler önce derin bir uğultuya dönüşüyor kulaklarında. Sonra kocaman bir sessizlik. Sanki derin bir boşluk.
“Abicim be konuşsana ; indiriim istersen,hıı?”
Bir korna sesiyle kendine geliyorsun. “Demek burdayım, hala?”
Taksi şoförü vazgeçiyor senden. Yoluna devam ediyor ama senden kurtulmak için uzanıp radyoyu açıyor.
Bir içli hüzzam şarkı…”Böyle gecelerde tutar derdimin ahı”
Yol boyunca tüm ışıklar senin. Kapı önlerinde duran tüm şehirler. Şimdi bütün yağmurlar..-“adını”diyorum “adını çok özlemişim.”-…senin.
Bir erkeğin böylesi ağlayabileceğini hiç düşünmemiştim. Anlamsızlıkların bu kadar çok insanca değeri her zaman yenebileceğini.
Artık “düşünüyorum”.
KALAN
Kalan, benim. Senin ardından. Kapının arkasında. Bu yitmişliği, bu erimişliği kim bilebilir? Bu sahipsizliği. Sonsuzluğundan ürküp korktuğum; sarılacak kimseyi bulamadığım sessiz bir karanlık. Her yer üşüyor. Sabah nasıl olur ki? Nasıl silebilirim beynimin içindekileri? Hayır, silmek istemiyorum ki zaten onları. Tek istediğim şimdilik unutmak. Şimdilik…
Aslında kandırmayalım birbirimizi. Yani kalan sadece ben değilim. Gidenin gitmek tarafında bir kalan olduğunu unutmuşum. Ben, sadece burada kalanın yitmişliğini görenim.
“Hadi” ,diyorum ,“herkesin başına geliyor bu. Günde kaaç kişi geçiyor bu masaldan.” İnandırıcı gelmiyor hiçbir avuntu. Birden neresinde olursan ol şehrin; seni bulmak ve sana koskocaman sımsıcak sarılmak istiyorum. “Belki , belki dışarıdaki merdivenlerde oturmuş bekliyordur?!!” Hızla kapıyı açıyorum; gördüğüm karaltı karşısında çığlığı basıyorum. Telaşla “Korkma” diyorsun. “Ben ,sadece, adımı- adımı söyleyişini son bir defa duymak…”
Sabah uyanınca ne olduğunu anlayamadan müthiş bir mide ağrısıyla yere yığılıyorum. Doktor teşhisi koyuyor: “Kalan’ların ağrısı bu. Boşverin, unutun artık. Gençlik, güzellik ne güne duruyor? Bu gece bir yemeğe ne dersiniz? İki kalan başbaşa, hıı?”
İki kalan farkının sıfır toplamınınsa bir hiç olduğunu anlatamıyorum bir türlü. “Bir ‘kalan’ a bir ‘giden’ gerek anlıyor musunuz doktor bey? ”, “ ‘+’ ile ‘–’ gibi. Kalan kalanı iyileştiremez!” Öyle umarsızca bakıyor ki yüzüme… Toparlanıp kapıya yöneliyorum. “Gitmeseniz” diyor, usulca. Umutsuzluğu odayı dolanıp yüzüme çarpıyor.
-Bunu kalan kalana söylememeliydi.-
Mide ağrısı sil baştan.
“Gitmeliyim” diyorum. Eşikte durup -kapının ne önü ne arkası- adını düşünüyorum…
Toplam Okunma: 1247 | Bugünkü Okunma: 0 | En Son Okunma: 16.11.2008 - 21:10
